8 Haziran 2019 Cumartesi

Sevgi Halleri



Sevgi gerçekliktir,
İnce nüanslarda gizlidir.
Uzun ve karanlık yolun ardında ki aydınlıktır.
Kavurucu sarı sıcağın altında, çölde gördüğün serabın gerçek halidir.
Ödün verdiğin değil, kendini bulduğundur.
Karşılığı yoktur, paha biçilemeyendir.
Yaradandan ötürüdür.
Varoluştur, yaratımdır.
Ruhundan bedenine, bedeninden ruhuna geçen ince işçiliktir.
Kabulleniştir.
Benimseyiştir.
Bakış açısıdır.
Düştüğü yeri yakan ateştir.
Kuruyan dallara can verendir.
Damarlarında dolaşan kandır, candır.
Birdir ve tektir.


Sevgiyle,
Medine

Kabulleniş


KABULLENİŞ

Her gün batımında kaybettiğin ve kutladığın her gün doğumunda,
Süresi belli olan ömründen bir gün gibi,
Ya da onsuz olamam dediğin sevdiğin gibi,
Takdir-i ilahi gerçeğiyle annen, baban, kardeşin gibi
Sırdaşım dediğini, aynı anadan babadan olmasan da kardeş bildiğini..
Kalp çarpıntın gibi veyahut içinde uçuşan kelebekler, çocuksu kıkırdamalar gibi,
Gururunu, şahsiyetini, özgüvenini...
Umudunu, hürriyetini, fikrini...
Kabullensen keşke, bir fark etsen...
Senin olanı benimseyip, dilediğini yaratsan .
Bilmez misin ki sen yaradandan bir parçasın.
Kendine limitler koyarken, benliğine kimliğine küsmek niye?
Bazen kabulleniş,
Bazen boş veriş,
Bazen yol veriş,
Fakat sonunda hep bir rahata eriş....
Sevgiyle,
Medine

Sıkışıp Kalmak



 Vazgeçiş....

Gitmekle kalmak arasında kalmaktır, dünyanın sırat köprüsü.
Göz yaşlarına hakim olamamak ve içinde bir deniz barındığını fark etmektir.
Göğüs kafesinde can çekişen kalbinle ölümü tadışın ve her yeni güne dirilerek başlatandır.
Umut ararken gözlerinde,  kendi içinde kayboluşundur cehennemin.
Bir sigara dumanına sığdırmaya çalışmaktır öfkeyi ve yenemeyip her seferinde yenisi yakışındır.
Ait hissedememek, gittiğin her yerde yabancı kalmaktır.
Anlatamamak, anlaşılamamaktır....
Kaçan ipin ucunu asla yakalayamayışın ama beyhude olduğunu bilerek soluksuz koşmalarındır.
Gözlerinin içinde ki ışığın sönüşü, saçlarına düşen akların sebebidir.
Dünya âleminde kalbinden geçemeyişindir.
Ne istiyorum ben diye sorgularken, avucundan akan verdiğin sözlerdir.
Kalbinle mantığın arasında sıkışmanın ta kendisidir.
Gidiyorum derken kal denmesini beklemek, kal denildiğinde ise orada barınamamaktır.
Evreni sığdırırken bir yumruk kadar olan kalbe, bir kişiyi sığdıramamaktır.
Yanı başındayken, yapayalnız kalışın.
Kaybettiğini anladığında sessiz yakarışlarındır.
Gece yastığa kafanı koyduğunda, kendinle yüzleştiğin, içinde yanan ateşi gözyaşlarınla söndürme çabandır.
Tükendiğini bilmene rağmen vazgeçindir...
İlahların ikiliği bir ettiğini bilmene rağmen, ikiliği yaşamandır…

Sevgiyle,
Medine

19 Mart 2019 Salı

Tekamül Nedir?


Öğrenmeye meyil eden bir ruhun sorusu üzerine yazmaya karar verdim tekamülü.
Bir kaç kayıt okudum, ama bir de sen anlat dedi.
Dilim döndüğünce, sözcüklere döküldüğünce anlatayım o zaman.

Tekamül Nedir?

Ruhtan bedene, Bedenden Ruha

Sözlük teriminden de anlaşılacağı gibi 'evrimleşme, olgunlaşma, gelişme, gelişim' manasındadır.
Ancak ruhsal olarak açıklamamız gerekirse; ruhun kamil seviyeye gelene kadar ki gelişim sürecini anlatır.
İnsan tohumunun dünyaya düşmesi ile birlikte, ruhuna kör bakmaya başlar ve İNSAN olmayı deneyimler.
İnancımıza göre değişik biçimlerde adlandırdığımız ( Allah, Tanrı, Işık, Öz gibi ) kaynağa ait olan ruhumuzun, özlemle geri dönüş yolu için kademeli olarak geçirdiği gelişim sürecidir.
Amaç yeniden birlik bilincine sahip olabilmesidir.
İnsanlık vasfına erişmek için dünyevi duygularda boğuşurken, ruhun kendini bulması, anlaması ve kavraması lazımdır. Bu süreçte önümüze çıkan tüm engelleri bir bir aşarak kademeli yükselişimiz ve bilgeliğe doğru yol alışımızdır tekamül süreci.

Kendini Farket

Farkedilmek İsteyen Ruhun Seslenişi Nasıl Olur?


Olgunlaşma süreci ruh için büyük özlemler barındırırken, dünyevi bedende sorun gibi algılanır.
Ve ne yazık ki farkındalık kapısı aralanmayan kalplerde 'Yine mi ben? Yine  mi sorun?' diyerek
depresyonu getirir. Oysa hayal ettiğin kapıları açmanı sağlayacak SEN'in farkına varman için
her olasılık mucizevi bir şekilde bir araya gelir.
Başına gelen senin kötü sandığın her olay, sana seni bambaşka bir şekilde göstermeye çalışır.
Sana SEN'i farkettirmekten başka bir amacı yoktur.

Sen kendinden uzaklaştıkça, ruhunda ki özlem giderek umutsuzluğa dönüşür, ve küskünleşir.
Kalabalıklar içinde yapayalnız hissedersin kendini...
Tutacak bir elin yokmuşçasına çaresizlik kaplar....
Hatta halsizleşirsin günden güne...
Ruhunun sana son ikazlarındandır bu!!!
Farket beni!!
Bu etten bedene hapsetme beni!!!
Beni dünyana hapsederek cezalandırma!!!
Çığlıklar zihninde sessiz bir devrim başlatmak için çabalar..

Önümüzde ki dersi anlarsak, özünü görürsek hep aynı sorunla karşılaşmayız,
çünkü ruh bilgeliğinin frekansı artar. Senin frekansın arttıkça, olaylarda dönüşür,
etrafını çevreleyen insanlarda değişir.

Gazzali tam da bu duruma uygun der ki;
Marifet tekamül ettikçe; kalbin yangın ve korkusu da çoğalır. Sonra kalbin ateşi, kalpten
bedene, diğer aza ve sıfatlara intikal eder de orada tesirini gösterir.

Tesadüf mü?


Tesadüf yoktur ama eğer tesadüf varlığına inanıyorsan, daha çok sahip çık bu bilincine.
Bin bir permutasyonla karşına çıkan kişilere, olan olaylara iyi bak.
Sana özel ve sadece senin için planlandığını  gör ve ruhunun insani kamilliğine yardımcı unsur olduğunu bil.



Bir kaç minik tavsiye;


*Yediğin her çalımda güçlenerek yeniden ayağa kalk. O çalımı sana atana değil, neden attığına, asıl görmen gerekene odaklan...

*Geçmişten bugüne üşenmeden taşıdığın, sende acı hatıralarla birlikte üzücü kalıplar yerleştiren
kişileri ve olayları bir bir affet. Olgunlaşman için sana yardımlarından dolayı teşekkür et onlara....

*Kendinden özür dile, şimdiye kadar görememiş olman senin suçun değildi, artık görüyorsun.
Özür dile kendinden ve ne mutlu ki artık farkındayım, artık daha emin adımlarla ilerleyeceğim, ve canım kendim seni çok seviyorum diye de ekle...

*Her ne gelirse gelsin başına, mutlak bir amaca hizmet ettiğini ve senin hayrına olduğunu unutma.
Negatif kalıplara ve bilinçlere sığınmaktansa, olumlu düşünmeyi seç.

*En karanlık gecenin sonunda güneşin doğuşuna, en soğuk kışın ardından baharın geldiğine şahitlik ediyorsun ya senin için de her daim o ışığın ve baharın geleceğini bil ve beklemekten vazgeçme.
Kendi aydınlanmana şahitlik et.

Bir Kaç Minik Uyarı;


Ruhunla bir ol... Ruhunu tanı... Rengini bil.
Ayrı yerlerde, ruhunla aynı hayallerinden peşinden koşma.
Aynı ağaçta olup, ayrı dallarda çiçek açmaya çabalama.
Yağan yağmurda aynı damla ile ıslan, farklı damlalara koşma.
Ona kulak ver, bilgeliğinden faydalan.
Ruhunun sesini tanı, onu duy, ansızın  önsezide gelen hissine sahip çık...

Tercih Yap;


Tekamül mü?  Tekerrür mü?

Tekamül, Kalp ile bakmadır, gözlerin kapalı kalbin ile görebilene dek yürüdüğün yoldur.




Sevgiler,
Medine

26 Şubat 2019 Salı

Parayı Hayatınıza Çekmek



Maddi sıkıntılardan ne kadar sık söz ediyoruz değil mi?
Para kaygısıyla anı yakalayamamış olmamız,
Hep dilediğimiz bir nesneye ya da hayale daha da uzak kalışımız da cabası.
Kıtlık bilinci teşhisini koyduk, olumlamalarımızı yaptık ama bütünsel çözümü elde edemedik.
Her seferinde daha ağır deneyimlerle başa döndük.
İşte tam da burada bir farkındalık penceresi aralamak istiyorum.

Kendine dürüstçe bu soruları veya türevlerini sorsan cevapların ne olurdu?

*Parayı hak etmediğin düşüncen var mı?
*Varsa bu sana mı ait yoksa atalarına mı?
*Neden parayı elde edecek kadar değerli hissetmiyorsun kendini?
*Peki dilediğin hayatı yaşamak için para şart mı?
*Sence zengin olan biri çok mutlu mu?
*Ya da kişiliksiz diye tabir ettiğin insanlar mı maddi sıkıntısı olmayan insanlar?
*Peki paran olursa öz değerinde eksilme olur mu?

Atalardan gelen negatif kodların etkisi;

Bildiğiniz gibi ailelerimizin bildiği doğrular (ki yanlış bile olsa) ile yetiştiriliyoruz,
tıpkı onlarında ebeveynleri tarafından yetiştirilmeleri gibi.
Peki burada ne oluyor, gerek sözlü, gerek davranışsal, gerek kan bağı ile bir takım kalıtsal aktarımlar bir sonra ki nesile aktarılıyor.
Sülaledeki tek mavi göze sahip olan anneannenin göz renginin tek sende olmasını,
babanın dürüstlüğünü kopyalamanı, annenin o muhteşem saf şefkatine sahip olmanı
ya da büyük büyük deden gibi cesur olmanı anlayıp kabul ederken,
onlardan geçen bir takım negatif duygu ve bilinçleri de edinebileceğimiz gerçeğini göz ardı etmemeliyiz. Zira meselenin en can alıcı noktası bu.
Tam da burada nasıl ki övündüğün ve edinmiş olduğun kalıtsal güzel huyları,
bedensel formları kabul ediyorsan, bildiğin ve bilmediğin tüm temizlenmesi gereken sana faydası olmayan noktaları da kabul etmelisin ve şifalandırmalısın.
Öncelikle insanlar ile başlayan nesneler, hayvanlar ve bitkiler ile devam eden bir ilişki kurarız çevremizle. Örümcek ağı gibi bağlarız kendimize, ya da bağlanırız bir şekilde.
İşte burada ki bağlanma da bazı anılar oluşur, bir takım algılar yaratılır ve bununla birlikte o noktada öğrenilmiş çaresizlik peydah olur.

Peki sen ne zaman parayla arana negatif bir bilinç bağı kurdun?

*İlk defa ne zaman para sana gelmekten vazgeçti?
*Ya da sen ona ulaşmak için ilk ne zaman uzun yollar katetmek zorunda kaldın?

Gözlerini kapa, derin nefesler al, zihnini sakinleştir ve ilk ana gitmeye niyet et. 

-Belki de büyük babanın çiftlikleri vardı ama kumar sevdasından batırdı ve sen paraya karşı güvensizsin.
-Ya da baban ticarete atılmak istedi ve maddi olarak dibi görüp, baş edemeyince alkolik oldu, bunu göze alamıyorsun .
-Veyahut komşun para için insanları zehirliyordu, çevreni öldürmektense sahip olmamayı tercih ettin.

Bu listeye bir çoğu eklenebilir, ama sen kendi deneyimini  bulmak için bu soruları sormalı ve kendi hikayene odaklanmalısın. İşte düğümler bulunduğunda, kendiliğinden çözülecek ve sen parayla arandaki o gizli bağı çözeceksin. Kabul edip, teşekkür edip, severek vedalaşacaksın.

Şifanı yaptıktan sonra bazı nefes egzersizleri ve para olumlaması ile bilincini güçlendirebilirsin.

*Ben para mıknatısıyım, parayı seviyorum.
*Bildiğim ve bilmediğim tüm kaynaklardan para artarak ve kolaylıkla bana gelir.
*Para bana sevgiyle gelir.
*Sonsuz kaynak benim içimdedir, ve ben onu harekete geçiriyorum (en sevdiklerimden)
*Para bana sık sık ve sürekli gelir.

--- Olumlamalarınızı kendiniz oluşturursanız daha etkin olacaktır. Size özel mantralar yaratmaktan
kaçmayın. 

Kısmetin olan sana gelecek ve senin olacak, tıpkı hak ettiğin gibi...
Hem de kolaylıkla,
Şikayet etmektense, denemeye değmez mi?

Sevgiler,
Medine,

28 Ağustos 2018 Salı

OLMA HALI

OLMA HALI




Ağustos'un son akşamlarından birinde,
Hafif serin esen rüzgarın eşlik ettiği Ahmet Kaya sesinde,
Acı Çekmek Özgürlükse, Özgürüz İkimizde
Sözüyle başlıyor ruhumun derinliklerinde ki uyanış.

Ne kadar da kalıplaşmış sevgi anlayışımız.
En sevdiklerimizi ne kadar derinden yaralarsak sevgiden oluyor,
En sevdiğimiz, derine iyileşmez yaralar açtığında sevgiye sığınıyor.
Ne kadar yasaklar koyarsan kendine,
Ne kadar özlersen en değerlilerini,
Ne kadar ağlarsan acıklı çalan şarkıda,
Ne kadar görmezden gelinirsen,
Ne kadar susar ve susarlarsa sana karşı,
Ne kadar kendini bulursan evrenin en dibinde,
Ne kadar uzak kalırsan doğan güneşten,
Ne kadar yabancılaşırsan kendine,
O kadar Seviyor ve Seviliyorsun durumu hasıl oluyor.

Oysa böyle değil ki....
Yıkılmayan ve acıtan kalıpların ardına saklandığın,
Koşulsuz sevme ve sevilme hakkını görmezden geldiğin,
Gerçeklerden kaçışının,
An da kalamayışının sonucu bunlar...

Sevgi naiftir, naziktir, beklentisisizdir.
Sevgi anlam yüklenemeyecek kadar azizdir.
Benzetilemeyecek kadar şekilsiz,
Yakınında duramayacak kadar yakıcı,
İçine giremeyecek kadar dondurucudur.

Sevgi bir olma halidir;

Mecnunun Leyla'ya olan aşkı gibi,
Dünyaya ilk düştüğün, ilk evin, anne karnı huzuru gibi,
Gözlerini açtığında seni daima koruyacağına söz veren baba şefkati gibi,
Masmavi gökyüzünde ki rüzgarın ahengine kapılan bulutlar gibi,
Uzayda ki yıldızlar gibi, gezegenler gibi,
Birbirini kovalayan mevsimler gibi,
Kaldırımda sebepsiz ve inadına yeşeren isyankar ama inançlı  bir çiçek gibi,
Yerin dibinden çıkıp, bir dağın olmadık yerinde kendine yol çizen ve sonra gürüldeyen su kaynağı
gibi,

Velhasıl, sevgi BİR OLMA halidir.

Medine,

15 Mart 2018 Perşembe

Kök Çakra Nedir?


Kök Salma Zamanı


Ruhsal gelişimime daha çok vakit ayırdığımı fark ettim ve  bu sürede spiritüel konularda öğrendiklerimi, öğreneceklerimi de yazmaya karar verdim.

Bilgi güçtür derler ama ben artık bilginin paylaşıldıkça daha güçlü olacağına inananlardanım.

Nereden başlayacağımı bilmezken, iç sesimin yönlendirmesine teslim oldum. Ve ÇAKRA dan giriş yapayım istedim.

Kuantum fiziğinin de artık kesin bir dille belirttiği üzere, evrenimizde varlık gösteren her şey kendine ait enerji titreşimlerine sahiptir.
Aura olarak adlandırdığımız fiziksel bedenimizin enerji çeperi, elektromanyetik alanı, evrensel enerji alışverişimize göre şekillenir.
Bu şekillenmede bedenimizde bulunan, enerji alış verişini sağlayan, her biri farklı organları, bölgeyi temsil eden ve farklı hormon salgılayan beze olan çakra noktalarına bağlı olarak gelişir.
Evrensel uyumumuzun nitelikli olması çakralarımızın, açık ya da kapalı olmasına bağlıdır bir anlamda.

7 farklı enerji noktasından ilki kök çakramız ile başlayacak olursak;

Kök Çakra


Kuyruk sokumunun sonunda, bağırsakların ve anüsün birleştiği yerde bulunur. Adından da anlaşıldığı üzere, dünyaya uyum sağlama, kök salma, atalarımızdan gelen değer ve yargıları köklerimizde barındırma, kendimizi emniyette hissetme gibi temsili hisleri vardır. Rengi KIRMIZI, elementi TOPRAK tır
Hayatımızda bir takım çözemediğimiz ve tekrarlayan bir çok tıkanıklığımız, blokajımız kök çakramızın dengesiz olmasından ötürüdür. Anne karnında başlayan bu serüvende, gebelik döneminde yaşanan travmalar, aile içinde oluşan negatif durumlar, anne ve baba ilişkisi kök bilince yerleşmeye başlar ve orada yeşerir, giderek büyür.

Kök Çakramızın tıkalı olduğunu nasıl anlarız?


Kök çakra bulunduğu yer itibariyle kuyruk sokumu ve altında bulunan uzuvlarımızı, organlarımızı temsil eder.

*Kabızlık
*Kendini bulunduğu ortama ait hissetmeme
*Mantıklı bulmadığınız halde atalardan bugüne gelen uyguladığınız bir takım alışkanlıklar
*İdrar yolları sorunları
*Güvensizlik
*Bel ağrıları
*Kilo sorunları
*Sürekli uyuma ya da uyumama sorunları
*Kıtlık ve yetersizlik bilinci
*Halsizlik
*Tembellik durumları
*Öz saygı eksikliği
*Beceriksizlik ve işe yaramazlık hissi
*Cinsel iç güdüler
*Aile bağları
*Maddi konuda bolluk bereket sorunları
*Sabırsızlık
*Bulunduğu yere ait hissetmeme

Peki ya dengeli çalışıyorsa KÖK?

Kök çakrası çok açık veya kapalı olan bireyler yukarıda bahsettiğimiz durumları yaşar.
Aile bağlarınızda ki sıkıntılar, sürtüşmeler çözümlenmediği sürece, fiziksel bedeninizde rahatsızlıklara yol açacağı gibi, ruhsal bedende de tahribatlara başlar.

Kök çakrası dengeli çalışan fiziksel bir bedenin ise ayakları daha güçlü yere basar.
Öz güvenlidir ve ileriye doğru emin adımlarla, cesaretle ilerler.
Birey kendini bulunduğu ortama ait hissettiğinden, güvendedir ve maddi kaynaklarında sorun yoktur, kıtlık bilincine girmez.
Bir ağaç gibi hayal edin, ne kadar sağlıklı köklenirse, o kadar güçlü ve sağlıklı dallara, yapraklara sahip olur. Gölgesi daha serin olur, meyvesi daha leziz olur.
Hayatta ki amaçlara ulaşılması, kişisel gelişim, kurulan bağlar aslında kök çakraya yapılan yatırımlardır. Ne kadar dengeliyse kök, o kadar sağlam ilerler birey.
Çıkmaza giren her konuda daha sakin düşünme yeteneği, soğukkanlılık da buradan gelir.
Kendine duyduğu güven neticesinde olaylara yaklaşım da çözüm odaklıdır.


Kısacası yaşamla bağlantıyı güçlendirmek istiyorsak; kök çakramızı kuvvetlendirmemiz, dengelememiz şarttır.

Peki nasıl dengeleyeceğiz kök çakramızı?
Ya da nasıl açacağız kapalıysa?


Profesyonel bir yardım alamıyorsanız eğer;

-Topraklanın
-Çıplak ayaklar ile toprağa basın
-Kuyruk sokumunuzun da toprağa değeceği pozisyonda bağdaş kurup oturun
-Zihninizi rahatlatıcı müzikler, tütsüler ile meditasyonlar yapın
-Doğayla bütünleşin, doğa yürüyüşleri yapın
-Spor yapın
-Dans edin, özgürleşin
-Kırmızı renkli besinler tüketin
-Kırmızı rengi temsil ettiğinden üzerinizde mutlaka arındırılmış bir taş taşıyabilirsiniz.(Yakut, Akik, Hematit, Kırmızı Mercan) 
-İbadet edin, namaz kılın
-Yoga Yapın (Ceset Duruşu, Dağ Duruşu, Savaşçı Duruşu)
-Esmalar ile Çalışın ( Aziz, Hâkim, Muiz, Zekiyy )

Tüm bunlar kökte birikmiş olan negatif tıkanıklıkları açmanıza yardımcı olacaktır.
Şartlarınız el veriyor ise, toprağa oturup meditasyon yapmanız, içselleşmeniz, ve kendinizle yüzleşmeleriniz de su yüzüne çıkan sorunları affetmenizi öneririm.
Durumunuza göre olumlamalar yaparak değişimi başlatabilirsiniz.


Örnek Olumlama Vermem Gerekirse;


Dünya güvenli ve sevgi dolu bir yer ve ben dünyaya kök salmış halde güvendeyim.
Bulunduğum yere aidim ve mutluyum.
Bir ağaç gibi kök salmış durumdayım
Doğru yerde, doğru zamanda ve olmam gereken haldeyim.
Bana yetecek kaynaklara sahibim ve sevgiyle bunları kabul ediyorum
Ayaklarımı yere sağlam basıyorum ve evren beni destekliyor.
Kendim için doğru olan seçimleri yapıyorum.
Kendime ve sevdiğim herkese güveniyorum.
Bedenimi seviyorum ve kendimi onaylıyorum.
Hayatımı her şeyiyle kucaklıyor ve seviyorum.


Unutmayın, yaşadığımız hiç bir şey tesadüf değildir.
Ruhsal alanda ilerlemek istiyorsak, köklenmemiz şarttır. Bizi bağlayan, dünyasalda tutan, anlam ifade eden bir değerimiz olmazsa, kuru bir yaprak gibi savrulur gideriz.
g

Pozitif Enerjilerle Dolduğunuz Bir Gün Olsun...
Sevgilerimle,
Medine





13 Mart 2018 Salı

Asıl Mesele Bilmek Değil, Fark Etmek

Farkında mısın?



Bugün kaç kişiye gülümsedin?
Sana somurtarak bakanlardan şikayet ederken...

Hiç teşekkür ettin mi bugün?
Yaptığın işin takdir edilmemesini düşünüyorken....

Baharın habercisi olan, kışa direnip, çiçekler açan ağaçlara, doğaya sevgiyle baktın mı? Sevgisizlikten bu kadar sızlanırken...

Bu sabahta sağlıklı bir şekilde uyandığın için şükrettin mi?
Hayatında hep olmazlardan yakınırken...

Kırdığın yerde özür diledin mi?
Hep hırpalanmaktan bahsederken....

Kendine 'sen çok değerlisin ve iyi ki varsın' dedin mi?
Hep başkalarına iyi görünmek için onları överken...

Sevdiğini haykırdın mı?
Kalbine aldıkların hayatından bir bir kopup giderken...

Kaç kez kendin oldun bu zamana kadar?
Diretilenlere isyan edip, yine de yazılan senaryoyu oynarken...

Yaşamına değen sihirli elleri fark ettin mi?
Hep negatif olayların içinde kendini bulurken...

Gönülden istedin mi?
Dua ediyorum, istiyorum ama olmuyor derken...

Anı yaşadın mı? Anda kaldın mı?
Geçmişin kaosuyla boğuşup, gelecek kaygısına düşmüşken...



Bahaneleri, sebepleri bir yana bırakıp, değişime ayak uydurma zamanı

Hadi kendin için bir başlangıç yap ve derin bir nefes alarak, ana odaklan...
Şimdi kendine bir bak.
Yaradanın mucizesisin sen. 
Nasıl olur da kendine bu kadar kör bakabilirsin?
Nasıl olur da kendi mucizenin farkına varamazsın?
Farkına var ki içinde ki cevherin, coşkuyla yüreğine, hayatına aksın mucizeler.

Şimdi ve tüm zamanlarda, affedemediğin, hala öfke duyduğun tüm kayıtları,
kayıtlarla ilişkisi olan insanları ve kendini bağışla ve sevgiyle kucakla kendini.
Senin ve bütünün en yüksek hayrına olacak şekilde isteklerini koşula bağlanmaksızın, 
onun olması için mümkün olan tüm olasılıkları hayatıma davet ediyorum de. Ve şükret... 

Yapman gereken sadece farkına varıp, anda kalarak, isteklerini hayatına davet etmek...
Bu kadar basit bir başlangıç varken önünde, tercihini kaoslarla beslenmekten yana kullanma...

Hadi kapını arala....






Sevgilerimle,
Medine, 

© 2018 Her Hakkı Saklıdır

21 Aralık 2017 Perşembe

DÜŞ-ME-LERİN PRENSESİ


DÜŞ-ME-LERİN PRENSESİ


Millet düşlerin prensesi olur, ben düş-me-lerin :)
Sakarlığın ve bilumum düşmelerin kitabını yaz deseler sanırım ben ön saflarda yerimi alırım, hatta Oscar'a aday olurum. Altın Kelebek ödül töreninde kendime ait bir kategori dahi açtırırım.

' İki kez nasıl düşmekten kurtulunur ve 3.ye jöle gibi yere nasıl yapışılır? '


Alışveriş Sevdasından Geliyor Başıma Ne Gelirse


Aslında her şey çok güzel başlamıştı. Antalya'nın sıcak, Almanya'nın ise soğuk olduğu bir Mart ayında fuar yolculuğumuz çok keyifliydi. Hatta ben her zaman ki gibi, kadınlar günü vesilesi ile sosyal medyadan hava limanına 'kadınız, günümüzü kutlayın temalı' bir foto ile paylaşım yapıp giydirmişken, uçakta nazik hediyeler aldığımız tatlı ve benim mahçup olduğum bir yolculuk..
Keşke giderken ki güzelliği dönüşte de tadabilseydim.

Fakat giderken ve dönerken duty free alışverişlerine, gittiğimiz yerde yaptığımız alışverişlerin eklenmesiyle yaşadığımız yerleşme sorunsalı sorunumuz var.

Öncelikle kozmetik ve özellikle peynir sevdamız yüzünden, fuar gezilerinde boş 2 saat bile bize kapanmayan valizler silsilesini yaşatıyor. Ki ben zaten seyahate çıkarken bavulunu eşime yaptıran,
dönüşte Filiz'e kapattıran biriyim. Onlarsız gittiğim yerlerde mutlaka ya bir şeyler unuturum, ya da bavuldan bir şeyler eksilterek, kat görevlilerine minik hediyeler bırakırım :) .

Tecrübeli olduğum tek konu, bir tane fazla kozmetik alayım hesabıyla markete torba parası vermemek için yanıma aldığım ilave çantalar :) Çok hesaplıyımdır, ayıptır söylemesi :)
Mesela DM Marketin ağzı olsa da konuşsa, aşağıda ki alışverişe yeni başlamış halimizin fotosu azıcık tercüman olur sanırım onlara.




Geçtiğimiz senelerden birinde, Almanya dönüşünde, hunharca yaptığımız alışveriş sonrası, klasik olarak ben sığamadım bavula. Sağ olsun imdat butonu devreye girdi, Filiz sil baştan yerleştirdi. Ama ne yazık ki orantısız şekilde bavul içine girmeyi bekleyen eşyalar ve onlara küçük gelen bavul dramını o da yaşadı. Ayakkabı içleri kozmetik ürünler, deodorantlar, botlar kirli çamaşırlarla dolduruldu, üzerine oturarak kapattık bavulu. Sırt çantasına da bilumum girebilecek gıda ve kıyafetler yerleştirildi ama bildiğin 15 -20 kg var o sırt çantası. Öyle ağır ki sırtıma takınca arkaya doğru beni çeker halde. Bir de soğuk memleket, ben Çukurova çocuğum, ısı farkını x2 hissediyorum, bütün bagajlara ilave elimde ya da üzerimde taşımamı gerektiren hırka, yelek, mont, bot eklentilerim var.

Başıma Gelecekleri Bilsem Yine Yapardım :)

Şaka değil gerçek bagajlarımızın durumu
Düştük sabahın kör saatinde yola, hava limanına gittik. Sorunsuz geçtik kontrolden.
Tek kontrolsüz olan benim ağırlık merkezini ayarlayamam. O kadar elimde ki yükler yetmez gibi duty free den yine alışveriş yaptım. Neredeyse her parmağımda bir çanta var modundayım.
Tek korkum, kendinden ağır el bagajın var diyerek, beni bırakıp sırt çantası pardon bagajıyla :) yollarına devam etmeleri. Allah'tan grup olduğumuzdan, göze çok batmadan yırttım ve İstanbul'a sağ salim indik.

Öyle güzel ayarlamışız ki uçuş saatini, Istanbul'a iniyoruz, 1,5 saat sonra Antalya'ya uçuyoruz.
Tam 3 saatlik sonunda sırtım rahatlamıştı ki, o ağırlığı kaptığımız gibi başladık koşmaya.
Bildiğin insanlara makas atarak, selektör yaparak resmen yardırıyoruz.
Kan ter içinde gümrük, pasaport kontrolüne geldiğimizde, kendimi savaşa gülle taşıyan biri gibi görmeye başladım.Ve önümüzde ki o uzun kuyruğa girecek kestirme bir yol gözüme ilişti.
Koydukları demir bariyerlerin altından geçersem, kestirmeden sıraya girerim diye düşündüm, zira omuzlarım da kalın hatlı kalıcı çöküntüler ve parmaklarımın kangren olması an meselesiydi.
Çok güzel düşünürüm, kurban olduğum Allah'ım keşke düşüncenin yanında milimetrik hesaplar yapabilme yeteneğini de bahşetseydi. ( Acaba düşünme uygulamasına, ince hesap uygulamasını ekleyebiliyor muyuz? Ne bileyim versiyon güncelleme, yeni sürüm falan gibi hani)

Düşenin Refleksleri Kuvvetli Arkadaşı Olur


Buradan sonrası yavaş çekim anlatım olacak. Ama benim hızım yerinde :)
Olan hızımla, sırtımda ki ağırlıkla kıvrak bir halde dizlerimi büktüm ve başımı bariyerin altına soktum. Kafamı vurmamış olmanın ve elimde ki paketlerin başına bir açmadan sıyrılıp geçmiş olmanın verdiği haklı gururla, iki büklüm bir adım attım, artık bedenim bariyerden geçmişti. Yaptığım hamle, bence o kadar kusursuzdu ki,  sırtımda ki çantayı unutmama sebep oldu. Tam ayağa kalkmaya çabalarken, çanta bariyere takıldı ve beni geriye çekti.
Sağ ayak hava da, geri ye doğru ağırlığın beni çekmesiyle sefil Matrix oyunu oynar halimde yanımda ki refleksleri kuvvetli arkadaşın elimden tutup 150 kg olan beni çekmesiyle kendime geldim.
Daha dengemi sağlayamadan, gereksiz kibarlığım devreye girdi.
Teşekkür etme faslına girdim ki, bu kez öne doğru savruldum :) Ayakta durmak zor zanaat bana göre. Yine aynı arkadaş hava da yakaladı bu kez ve düşmekten 2. kez kurtardı.

Fakat bu kez kendimi toparlayıp, dengemi sağlayıp, sağlıklı 3-4 adım attıktan sonra teşekkür faslına geçtim. Daha kontrollü ve odağım ağırlığın varlığında Antalya'ya kadar geldim, hatta sorunsuz hava limanından çıktım, eve gittim.

Mutlu Sona, Düşüp Kendime Gülerek Varmak Gibi Bir Yapım Var


Her ne kadar hava limanında düşmemeyi becermiş olsam da tabi ki de gün sonunda muradıma erdim. O ağır bavul ve sırt çantasını yukarı çıkarma çabamı; merdivenlerde ayaklarım havada ters dönmüş kaplumbağa misali düşerek taçlandırdım.

Bu kadar yaşananın sonucunda ise farkettiğim tek gerçek, ''Kader de varsa düşmek, neye yarar ertelemek???'' Bazen çokta şeyapmaaamaakkk lazım :)







Sevgiyle,
Medine,

© 2016 Her Hakkı Saklıdır