16 Ocak 2017 Pazartesi

Helikopter Anne-Babalar Kimlerdir?


HELIKOPTER ANNE-BABALAR



Elbette ki konuyu bir uzmandan yazılmış hali ile değerlendirilmesi, okunması daha verimli olacaktır ancak ben de naçizane bildiğim kadarıyla ve gördüğüm kadarıyla bu konuda yazmadan edemedim.
Şimdiden konunun profesyonellerinden özür dileyerek azıcıkta olsa değinme gereği hissettim.

Helikopter Anne-Baba Kimdir?


Helikopter Anne-Baba terimi 90 lı yıllarda çıkmış ve  yazılan bir kitapta terime yer verilmiştir.
Helikopter Anne - Baba ne demek diye sorulsa nasıl açıklarım diye düşündüm. Benim henüz bir evladım yok. Ancak ebeveyn olan kıymetli dostlarım, arkadaşlarım var. Hatta bence bu tarz anne baba ile büyümüş yaşıtlarımın şu anda hayatta ki bire bir inceleme fırsatı bulduğum duruşları var.

Helikopter Anne-Baba

Bir kaç soruyla isterseniz anlatayım;


- Çocuğunuzun sorumluluk alamayacağına mı inanıyor musuz?
- Gözünüzde hala çok mu küçük?
- Ödevlerini siz olmazsanız yapamayacağına inanmıyor musunuz? Ya da oturup siz yapıyor musunuz?
- Hatalı olduğunu bildiğiniz halde, çocuğunuzun gönlünü hoş etmek çabasıyla bütçenizin yettiği kadarıyla hediyelerle sevindirmeye çalışıyor musunuz?
- Aldığı karar ne olursa olsun, ona güvenmeyip hayatına müdahil oluyor musunuz?
- Kendi kendine yetemeyeceğini düşünüp, yediğinden içtiğine, giyimine, özel hayatına birebir müdahale edip, sizin kararlarınızla onun hareket etmesini sağlıyor musunuz?
- Çocuğunuz haksız, suçlu olduğunda dahi, onun yanında insanlara karşı onu haklı çıkarıyor musunuz?
- Hayatına giren her bireyin onun dengi olmadığını, kıymetinin bilinmediğini, oğlunuzun veya kızınızın ezildiği hissine sıklıkla kapılıyor musunuz?
- Çocuğunuz kendini ifade edebilmesine rağmen, doktorda bizim ... mız ağrıyor, okulda biz bu konuyu anlamadık ve ödevimizi yapamadık, özel hayatında biz seninle mutlu olacağına inanmıyoruz, iş hayatında bu şirketin bizi memnun ettiği kanaatinde değiliz gibi çoğul cümleler kuruyor musunuz?
Helikopter Anne-Baba
- Yetişkin birey olmuş evladınızı hala iş görüşmesine götürüyor ya da yerinde görelim diyerek sıklıkla iş yerine ziyarete gidiyor musunuz?
- Evinden uzakta okumak, çalışmak durumunda olan evladınızın hala evinin temizliği, çamaşırı,
yemeği ile siz mi alakadar oluyorsunuz? Ya da evinin ihtiyaçlarını hala siz mi alıyorsunuz?
- İşine, okuluna, kursuna, yarışmasına rahatlığından ötürü geç kalan evladınızın bu durumdan ders çıkarması yerine, tüm koşullarınızı seferber edip koşarak gideceği yere yetiştirir misiniz?
- Sorumluluk sahibi olmamasından şikayet edilmesine rağmen, konuya hemen dahil olup ama onun buna şimdiye kadar ihtiyacı olmadı, o böyle birisi diyerek aklama çalışmalarına giriyor musunuz?

Daha buna benzer o kadar soru var ki, üzgünüm ama bunların çoğuna yanıt evet ise Helikopter Anne-Babasınız.
Helikopter Anne-Baba

Aslında anlatılmak istenen evladınızı sevmeyin, onun yanında olmayın değil.
Birey olarak yetiştirin,özgürce karar alabilecek, ayakları yere basan, hatalarından ders alan, düştüğü zaman kalkmayı öğrenebilen, insanlığa hizmet eden çocuklar büyütün içerikli tüm bunlar.
Sürekli peşinde koşmak, hayatına aşırı müdahelede bulunmak, her sıkıntısında aşırı destek ve yardımda bulunmak, en kıymetli varlığınızın ne yazık ki hayatına yapabileceğiniz en düşmanca davranıştır ve kalıcı izler bırakır.

Bu tutumların neticesinde bireylerde kalıcı sorunlar yaratır.

Helikopter Anne-Baba Tavırları Neticesinde Bireylerde Görünen Genel Özellikler;


- Kendine saygı duymama

Kendine saygı duymayan bir birey çevresine de saygı duymayacaktır ve kendini saygın göstermek için nesneleri (lüks bir ev, araba, kariyer, para, v.s) karakterinin bir parçası olarak görüp, kendini saygınlaştırma çabasına girecektir.

- Aile bireylerine (özellikle anneye) bağımlılık- Özgüven eksikliği

Anne, daha cenin karına düşer düşmez evladı ile özel bir bağ kurar ve bu tüm gelişim, yetişme süresinde devam eder. Helikopter ebeveynlerde, anne bu sebeple daha etkindir ve hayatı boyunca anne sözünden çıkmayan, annenin kanatları altından ayrılamayan öz güvensiz bir birey doğar.

- Bastırılan duygular, oturtulamayan kişilik

Ailenin istediği gibi yaşayan, konuşan, karar alan birey; zor da olsa bir kişiliğe kavuşur ancak baskı altında hissettiğinden , kendi doğrularını yaşamayaz. Aileden uzak olduğunda ise yeni limanlara güvensiz adımlar atmayı deneyimler, ailenin hudut sınırına girene kadar bu zevki tadar.

- Yetersizlik duygusu


Birey o kadar çok ebeveynlerin yönlendirmesinde kalmıştır ki, kendi başına yumurta dahi kırabileceğine inanamayacak hale gelir. Çünkü ailesi olmadan o bir hiçtir.

-  Bencillik

Ebeveynler hayatlarının merkezine aldıkları, kendi yaşayamadıklarını direttikleri birey adayına ne yazık ki en önemli, en mühim kişi sensin. Hayatında senden daha üstün kimse olmadı, olmayacak ve herşeyin en iyisine senden başkası layık değil tarzıyla yanaştığından, nur topu gibi egoist bireyler insanlığa karışır.


- Sağduyu yetersizliği


Birey bencil yetiştiğinden, olaylarda ne yazık ki objektif olmayı beceremez.
Her ne yaşanırsa yaşansın, sonucunda onun haklı olması, aldığı zararların bir şekilde temin edilmesi (ki zarar verse bile daha evvelinde hediyelerle ödüllendirildiğinden kendinde hak görür),
karşısında ki insanın üzülmesi, kırılması, darılması düşünemeyeceği kadar kıymetsiz bir olgu haline gelir.

- Karar verme mekanizmasının zayıflığı


 Hayatının dönüp noktasında dahi olsa, anne baba yardımıyla sonuca varabilen, onlar uygun görürse hareket edebilen bireyler, kendi hayatlarını değil,
ebeveynlerin yaşamayı hayal ettikleri yaşamı sürerler.

- Problemler karşısında çözümsüz kalma


Ebeveynler her kaos anında bireyin yanında bulunduğundan, hayatı boyunca bir başına çözüme ulaşamamış birey, en ufak bir sorun esnasında ebeveynlerine koşar. Koşamadığında ise kendini haklı çıkaracak, konu ile alakalı (gerekirse geçmişe dayanarak) argümanlar çıkararak ve kendini ifade etmekten ve karşısında ki kişiyi dinlemekten yoksun bir halde koyu bir tartışma içine girer. (Nitekim ailesi daha sonra müdahil olup onu girdiği tartışmadan kurtarır)


Sonuç mu?

Helikopter Anne-Baba
Tüm bunların neticesinde geleceğe ürkek adımlar atan, güvensiz, değersiz, yetersiz, bağımlı,
obsesif, ifade eksikliği yaşayan, dışarıda çekingen ancak evinin içerisinde agresif ve keskin tavırlı, içine kapanık, hakkını arayamayan, işlerini genellikle başkaları üzerinden halletmeye alışan, kimlik ve kişilik sorunu yaşayan bireyler topluma karışır.


Bunun yerine sağlıklı anne babalar ile kendilerini ifade edebilen, ayakları üzerinde durabilen, inançları arkasında durabilen, karar alabilen, öz güvenli ve sağduyului sevgi dolu nice bireylerin yetişeceği sağlıklı ve mutlu bir dünya hepimizin tek ihtiyacı.

Çocuklarınızın ayakları üzerinde durmasını istiyorsanız, omuzlarına biraz sorumluluk yüklemekten kaçınmayın.


Sevgilerimle,
Medine,


© 2016 Her Hakkı Saklıdır

19 Aralık 2016 Pazartesi

GÜZEL ATLAR DİYARI KAPADOKYA


Güzel Atlar Diyarı Kapadokya

İşimiz gereği, Avrupa'dan getirdiğimiz turistleri götürdüğümüz ana destinasyonumuz
Kapadokya olunca, turizm de bu sezon istenildiği gibi olmayınca, geç başlayan operasyondan
faydalanıp, eşimle bizde kendimizi Kapadokya'ya attık.

Daha evvel de gitmiş olmamıza rağmen, büyük bir aşk ile, hiç gezmemişiz gibi turist olduk biz de.
O kadar görülecek yeri var ki, yetmiyor 3 gün.

Biz Antalya'dan yola çıktık ve buradan itibaren başlıyorum yazmaya.

21.11.16 - Pazartesi - 1.Gün - Konya


Sabah erken saatlerde yola çıkıp, molalarla Konya Mevlana Müzesine girdik.
Öncelikle belirtmeliyim ki, daha evvel giriş ücretli iken, sistem Mevlana'nın  'Gel ne olursan gel'
sözüyle yaptığı çağrıya uygun halde ücretsiz yapılmış.

Gönüllerin Şehri Konya Mevlana
Gönüllerin Şehri Konya - Mevlana



Mevlana'yı yazmaya cürret edecek değilim ancak bildiğiniz üzere manevi aşk ve sevgi, birlik, beraberlik üzerine günümüze kadar gelen deyişleri felsefesini anlatır.
Ne zaman gitsem, manevi bir haz duyarım, ruhuma yakın hissederim bedenimi.
Gönüllerin Şehri Konya Mevlana
Mevlana döneminde Dergah olarak kullanılmış, tekke ve zaviyelerin kapanmasıyla, Atatürk tarafından müzeye dönüştürülmüştür. Müze içerisinde el yazması Kur'an-ı Kerim ler var ki, zamanla bozulmasın, güveler yemesin diyerek mum isiyle yazılmış. Hayran olmamak elde değil.

Avlu içerisinde dervişlerin türbeleri ve hücreleri, mescit, matbah, şadırvan, şeb-i aruz havuzu, Mevlana Hazretlerinin ve ailesinin türbeleri bulunuyor. Ayrıca o dönemde kullanılan tüm araç gereçlerin, dervişlerin ve öğrencilerinin giyim kuşamlarının sergilendiği bölümler açıklamalarla mevcut.

Gönüllerin Şehri Konya Mevlana
Her yıl Şeb-i Arus etkinliklerine misafirlik eden Mevlana Müzesi, Türkiye'de en çok ziyaret edilen 3. müzedir.

Sema Gösterisinden Bir Kare
***Şeb-i Arus, Düğün gecesi manasına gelir. Mevlana Hazretleri ölümünün yaradan ile kavuşması olarak düşündüğünden düğün gecesi olarak adlandırılır. Her yıl Aralık ayında kutlamalar ile anılır.

 


22.11.16 Salı - 23.11.16 Çarşamba - 24.11.16 Perşembe - Kapadokya



Yakınında bulunan dağların püskürttüğü lavların, zamanla yağmur ve rüzgar aşındırmasıyla oluşan, günümüze Peri Bacaları olarak gelen, (yanlış bilmiyorsam) dünyada eşi benzeri olmayan, güzel atlar diyarıdır Kapadokya.
 
Kapadokya
 
Yerleşim konusunda ciddi anlamda tarihe ışık tutan Kaymaklı ve Derinkuyu yer altı şehirleri var ki bunlar açılabilenler. Örümcek ağına benzer bir sistemle 200 e yakın yer altı şehri olduğu bilinmektedir.
Underground City - Yeraltı Şehri - Kapadokya
Doğa olaylarıyla her ne kadar örnek teşkil etse de, tarihte de büyük bir önem taşıyor.
Hitit İmparatorluğundan, Perslere, onlardan Kapadokya Krallığına, ardından Roma'ya ve Selçuklulardan Osmanlıya derken Türkiye toprakları içerisinde kalmıştır.
İlk Hristiyanların, kayalara oydukları freskler, kiliselerden ötürü Hristiyan camiası içinse büyük önem taşır.
Göreme Açık Hava Müzesi Kilise İçi - Goreme Open Air Museum
Türkiye'de tanınması ve daha çok önem görmesi ise çekilen sayısız diziyle mümkün olmuştur.
Sinasos - Mustafapaşa - Kapadokya
Daha evvel balon turu yaptığımızdan bu gidişimizde yapmadık.
Ancak şiddetle tavsiye ediyorum, mutlaka sabahın o erken saatinde kalkmalı, yukarıdan o eşsiz güzellik izlenmeli, inince ikramlar ile sertifikalar alınmalı.
Ne kadar anlatsam da yaşamadan anlamak mümkün değil.

Kapadokya - Balon Turu
Gezilecek çok yeri var elbette ama ben sadece gidebildiklerimizi anlatacağım.

Göreme Açık Hava Müzesi

Göreme Açık Hava Müzesi - Göreme Valley - Kapadokya
Vadi içerisinde kayalara oyulmuş kiliseleri, şapelleri, yemekhaneleri, eğitim alanları  ile manastır hayatına ev sahipliği yapılmış bu bölgede.
UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer almakta bu bölge.
Hz. İsa'nın hayatından betimlemelerin bulunduğu duvar işlemeleriyle,
Aziz Basileus Kilisesi, Aziz Barbara Kilisesi, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise, Tokalı Kilise ve Elmalı Kilise, aynı zamanda Kadın - Erkek Manastırı mutlaka gezilmeli.
Göreme Açık Hava Müzesi Kilise İçi - Goreme Open Air Museum


Uçhisar Kalesi


Bu ziyaretimizde kaleye çıkmadık ancak daha evvel Kapadokya'yı zirveden görmüşlüğüm var.
Eğer vaktiniz ve enerjiniz varsa mutlaka tırmanmalısınız kaleye.
Gecesinde gündüzünde eşsiz bir manzarası var Uçhisar'ın.
Aynı zamanda merkezde satılan kuru meyvelerden almadan, tatmadan dönmeyin.
Uç Hisar Kalesi Gece Görünümü

Aşk veya Bağlıdere Vadisi


Yaklaşık 5 km lik alanda yer alan vadiye biz yürüyüş yaparak indik.
Mevsimi olsa belki bağlardan üzüm de yerdik ama olsun.
Balon turu yaparsanız eğer, mutlaka üzerinden balon ile geçiyorlar.
Düğünler için de uğrak mekanlardan birisi bu vadi, demeden geçemeyeceğim.

Aşk Vadisi


Üç Güzeller


Turla gidilirse mutlaka fotoğraf molası verilen bu yer, Kapadokya'nın simgesi haline gelmiş durumda.
Hani kartpostallarda, fotoğraflarda gördüğümüz iki büyük bir küçük peri bacası var ya işte burası orası :)

Üç Güzeller Kapadokya


Mustafapaşa - Sinasos 

Sinasos - Mustafapaşa - Kapadokya
1924'te ki mübadele sonucunda Sinasos boşaltılmış ve adı Mustafapaşa olarak değiştirilmiş.
Çok hüzünlü hikayeler var, insanın içini acıtan cinsten. Rumlardan kalan taş evleri restore edilmiş ve
butik otel olarak turizme açılmış.

Sinasos - Mustafapaşa - Kapadokya


Paşabağ - Rahipler Vadisi


Ahh nasıl anlatsam burayı bilemedim.
Öylesine güzel ki, oluşumu devam eden peri bacaları var.
Paşabağ Kapadokya
 Aslında vaktiyle keşişlerin kendilerini kapadıkları bir alan olduğundan Rahipler Vadisi adıyla da biliniyor. Işıklandırmaları, yürüyüş parkurları yapılmış. Oyukların içlerine rahatlıkla girip gezebiliyorsunuz.
Paşabağ Kapadokya
Vadi de aynı zamanda orjinal taşlar satan  hediyelik eşya satan yerler de var. Taşlara merakınız var ise
burayı mutlaka değerlendirin.

Paşabağ Vadisi - Kapadokya
Güvercinlik Vadisi


Kapadokyanın en derin vadilerinden birisi burası.
Yüzyıllarca güvercinlere ev sahipliği yapmış bu vadi ki hala da var.
Bağ ve bahçelerde toprak verimi için güvercin dışkıları gübre olarak kullanılmış ve kullanılmaya devam ediyor.
Ayrıca geçmiş zamanlarda fresklerin harç malzemelerinde güvercin yumurtaları kullanıldığından büyük önem taşımış.
Güvercin Vadisi

Kaymaklı Yer Altı Şehri


4 katını gezebildiğiniz, aslında 8 katlı olan ve yerin 20 metre altında yer alan şehrin kapasitesi yaklaşık 5000 kişi.
Yeraltı Şehri - Underground City - Kapadokya
Tüm yer altı şehirlerinde aynı mantıkla inşaa söz konusu. Koridorlarla birbirine bağlanan oda ve salonlar, şarap depoları, su kuyuları, mutfak, erzak depo alanları, havalandırma alanları, ibadethaneleri bulunmakta.
Haneleri birbirinden ayıran, içeriden bir çocuğun dahi kolayca kapatabileceği, ancak dışarıdan girişi engelleyen sürgü formunda yapılmış büyük taş kapılar bulunmakta.

Kapalı alan korkunuz varsa zorlayabilir. Zira bazı alanlarda cidden dar alanlardan geçmeniz gerekecek ve yerin 4 kat kadar altına iniyorsunuz. Yine de görülmeye değer bir yer.
Underground City - Yeraltı Şehri - Kapadokya
****

Gitmişken şarap evlerini ziyaret edin, çömlek yapın, testi kebabı yiyin, sufi gösterisinin de olduğu Türk Gecesi'ne katılın, az uyuyup çok gezin, bol fotoğraf çekin, çekilin olur mu?

Benim yine de eksiklerim var hala göremediğim.
İlk fırsatta Gülşehir'e gidip Hacı Bektaş Veli'yi ziyaret edeceğim.


Son olarak ne yaparsan yap AŞK ile yap sloganına gönderme yapayım ve yazımı sonlandırayım...
Paşabağ  Vadisi - Kapadokya

Sevgiyle,
Medine,

8 Aralık 2016 Perşembe

Her Kalp Kendi Hayat Melodisini Çalar



Dilini Terbiye Etmeden Önce Yüreğini Terbiye Et.  Çünkü Söz Yürekten Gelir, Dilden Dilden  Çıkar

Mevlana...


Oysa ben neden yaklaşık bir aydır yok olduğumu yazacaktım.
Kapadokya seyahatimi anlatacaktım,
KOSGEB kursunu yazacaktım,
Yıllık izinde nasıl yorulursunuza değinecektim,
Ki birazdan okuyacağınız üzere öyle olmadı, olamadı...

Ne kolay insanların hayatlarını yargılamak.
Hatta kendilerince karşısında ki insanın hayatını,
tanımadan, bilmeden analiz edenlere gıpta ediyorum. Ne cesaret!!!
Peki ya herşey hakkında zikri olup, fikri olmayanlara ne demeli?
Hayat onlar için çok sıkıcı olsa gerek.
Nitekim baktığında seni çözer bu insanlar, tahliller yapar,
kendince de haklı olur ve sıkılırlar, monotonluktan şikayet ederler, akıl verirler.

Değişime gönül verdikçe, insanlarla olan ilişkilerim konusunda istisnasız,
samimiyetim hususunda sınanıyorum.
Gün geçmiyor ki kendimce aldığım önlemleri aşmasın kendini bilmeyen hadsizler.
Hümanist olduğuma lanet etmeme ramak kala bir yerlerdeyim...

Ön yargılı davranmama sözü verdim kendime,
Kapılarımı hemen açmama sözü de verdim ayrıca.
Ama gülen yüzümü eksik edemedim. O zaman kimliksiz bildim kendimi.
Kötü kalpli olmak istemedim, olmamaya da gayret ediyorum üstelik.
Kabalaşmayacağıma dair kendime söz verdim.
Kalitesi olmayan ve bana bir katkısı olmayacağına inandığım tartışmalardan da
uzak kalmak için zaman zaman ekstra çaba gösteriyorum üstelik.
Cahille tartışmamaya, algısı açık değilse anlattığıma nefes tüketmemeye söz verdim.
İnsanların benim hakkında fikirlerini önemsedim,
Ancak eleştirilerinden ders alıp, ağır sözlere takılmadan devam ettim yoluma.
Bunun tersini yapanlara destek oldum, konuştum sakinleştirdim.
Ta ki bugüne kadar...
Tam da destek olduklarımdan biri bugün özel hayatım hakkında kendince yorumlarını sıraladı.
Öyle ki aşağılar vaziyette. Şaşırdım, dondum kaldım.

Verecek çok cevap vardı, bir kısmını verdim.
Devamını getiremedim, dedim ya bir sürü söz verdim kendime.
Belli ki bir yerde bir hata yaptım ki, kendinde yorum yapma hakkı buldu,
çok kızamadım da işte bu sebepten...



Peki kadınlar neden canlarının acıdığı yerden, hemcinsini incitmeye çabalarlar?
Neden kırıldıkları yerden, hemcinsinin de kolunu kanadını kırmaya uğraşırlar?
Kendi yaşadığı mutsuzluğu, neden tüm ilişkilere, kişilere mal ederler?
Neden senin giyimine, kuşamına, konuşmana, oturmana kalkmana yaftalar bulurlar?
Yaşadıkları tüm sıkıntıları, nasıl bir ustalıkla karşısında ki insana da olabilecek gibi bir senaryoyla uygun hale getirebilirler?


Gerçekten de anlamıyorum, anlamakta güçlük çekiyorum.

Her birey kendi içinde,
kendi ruhunda,
kendi yaşamında,
kendi omuzlarının kaldırabildiği derecede,
boğuşmak zorunda kaldığı sorunlarla yüzleşmek zorunda kalıyor zaten...
Sen mutsuzsun diye, sen huzursuzsun diye herkes öyle olmak zorunda değil ki!
Karşında ki, sağında ki, solunda ki insana kendi mutsuzluğunu aşılayacağına,
kendi kaosuna çekeceğine, onun huzurundan, mutluluğunundan, ışığından sebeplensen?
Belki kirlenen ruhun aydınlanır, kalbin bir nebze olsun huzurla kan pompalar, beynin pozitif düşünceyle dolar.
Belki yani işte. Bir umuttur benim ki...

Bir denesen, bir tadına baksan...
İnan bana bir daha pişman olmayacağın, yolundan ayrılamayacağın bir iç huzura erişeceksin.
İşte o zaman senin de çekirdek ailenden başlayıp, tüm çevrene yayılan olumlu anıların olacak.
Kalbini güzelliklerle doldur, ritmine kulak ver, melodisine uyum sağla...





Kendime Not


* Hala insanlarla arana sınır koymayı beceremiyorsun. Bu konu üzerinde daha yoğun şekilde çözümler üretmelisin!

* İnsanlara yardım ihtiyaçları olduğunda, çözümlediğinde gösterdiğin tavrın sonucunda, karşında ki kişi bunu zaten yapman gereken bir durum gibi görüyor. Ya yardım etme, ya da bunun bir yardım olduğunu söyle karşındaki ne!

* Evet ve Hayır deme konularında biraz daha çalış! Taviz verme!

* Kalbini kıran birini beynin affetmesi 6-8 ay sürüyormuş, kalbinde herkese yer verme!

Sevgiyle,
Medine,

© 2016 Her Hakkı Saklıdır

18 Ekim 2016 Salı

BERI GEL BERI! DAHA DA BERI!

Ayna Misali


Beri gel beri! Daha da beri!
Niceye şu yol vuruculuk?
Madem ki sen bensin, bende senim,
Niceye şu senlik, benlik?
Mevlana


Neysen, çevrende o!

Hayatına çektiğin insanlardan tut,
Etrafında oluşan kısır döngülere kadar hepsi senin eserin.
Çevremiz bizim aynamız, bizde çevremizin aynasıyız.
Karşımıza çıkan her canlı bize öğretmen,bizler öğrenciyiz
ve aynı şekilde öğretmenlerimiz bizim öğrencimiz...
Güzel insan olursan çevrende güzelleşir.
O zaman neden çevremizi hırslı, intikam peşinde koşan,
egoları kendilerinden büyük, kibirli, kıskanç insanlarla kirletelim ki?

Çevrenizde tekrar eden olaylar silsilesi yaşıyorsanız,
Sürekli aynı tarz insanların karşınıza çıktığını görüyorsanız,
Sıklıkla olaylar karşısında çözümler düğümleniyorsa,
Kapana kısılmışlık hissini daha yoğun duyuyorsanız,
Yaşanan her durum size karşı gibi geliyorsa,
Bir labirentin içinde sürekli dönüp duruyorsanız,
Birbirini takip eden aynı başlangıçta buluyorsanız kendinizi,
Bana bir kulak verin...

Tam da bu hislerle doluyken bir şekilde yolum ışıkla doldu.
Biliyorsunuz ki kendi dönüşümümden yola çıkarak yazıyorum.
Birlikte en azından ruhumuzu boğan bir kaç yükten arınmaya,
kendinizi dinlemeye ne dersiniz?

TEMİZLİK


Derin bir temizliğe giriştim. Buna dolabımdan başladım.
Gereksiz alışverişlerimi bıraktım,az ama öz ile mutlu olmayı öğrendim, öğreniyorum da.
İhtiyacım ise aldım, değilse mutluluğu alışverişte aramadım.
Aksine elimdeki ile daha mutlu olduğumu fark ettim.

Sonra bunu çevremde gereksiz kalabalık yapanlarda uyguladım. Bana sadece sorunlarından
bahsedenlerden, sıkıntılarını anlatanlardan, dedikodu yapanlardan uzaklaştım, ya da dedikodularına müsaade etmedim. (Burada hala sınav veriyorum itiraf edeyim)

Bana yük olan gereksiz kaprislerimden, ön yargılarımdan arınıyorum. Bu öyle kolay değil, bir anda
olacak gibi hiç değil.


DOLU TARAF


Bakış açımı karşımda ki durumu yargılamadan, objektif olmak ve olumlu yönlerini görmek konusunda değiştirdim. Bana sert bile davransa karşımda ki, benim yansımam bu, özümde
çözemediğim bir durumun neticesi diyerek, kendimle çözdüm konuyu.

Güzel bakıyorum, güzeli görüyorum, güzellikleri çağırıyorum.
Belki enayi diyen oldu, belki polyanna...
Ama biliyorum ki kimse mükemmel değil ve olmayacakta.
Neden negatif düşüncelerle kendimi gereksiz boğayım ki?

GÖNÜL ALMA


Ben ki nasıl bir inatçı insandım, şaşıyorum geçmişe bakınca.
Muhalefet olmak uğruna bile gereksiz inat etmişliğim çoktur.
Hata mı ettim, özür dilemezdim, kibrim Erciyes Dağı bildiğiniz.
Şimdi ne mi yapıyorum, sulamayı geciktirdiğim çiçeklerimden bile özür diler oldum.
Yaradanın ruh verdiği, yaşam biçtiği her canlıya saygımdan, sınırı aştım ise eğer özrümü dilerim.

TEŞEKKÜR

Sahip olduklarıma şükretmiyorsan, kaybedince de isyan etmeyeceksin.
Öncelikle yaradana her gece uyumadan evvel teşekkür ediyorum.
Bir büyüğümüzün, her sabah, yeni bir güne daha başladığı için, sağlıklı olduğu için, sahip olduğu maddi manevi her şey için şükür namazı kıldığını öğrendiğimden bu yana,
sabahları gözümü açınca yaşamaya değer bir gün daha verdiği için şükreder oldum Allah'a
Hayatıma güzelliğiyle dokunan her canlıya teşekkür ediyorum.


SEV


Bana sorsanız dünya da en güzel şey ne derseniz, SEVMEK derim.
Kayıtsız, şartsız, sadece yaradandan ötürü sevmek.
Bir kuşun kanadından düşen tüyü sevmekten,
Taşı aşındıran dalgayı sevmekten,
Göğü yararcasına yağan yağmuru sevmekten bahsediyorum.
Bu dünyada ki 2.en güzel şey ne derseniz SEVİLMEK derim.
Özel günleri beklemem karşımdakini sevdiğimi söylemeye, seviyorsam söylerim her aklıma düştüğünde.
Birisi tarafından delicesine sevilmek GÜÇ ,
Birisini delicesine sevmek ise CESARET verir. (Alıntıdır)

AFFET


Bütün öfklelerimi attım çöpe. Affettim tüm kızgınlıklarımı.
Yerlerine sevgi tohumları ektim, zor oldu ama filiz vermeye başladı.
Çöpe attığım affetmediklerime dair yaptığım komplo teorilerinden, intikam planlarımdan
kendime ayıracak bolca zamanım oldu, daha seviyorum kendimi, daha da çok seviliyorum.


Çok zor değil hayatına dokunmak için, çehreni değiştirmek için yapacağın 6 nokta da
kendinle yüzleşmek.

Sevgiyle,
Medine,



© 2016 Her Hakkı Saklıdır

13 Ekim 2016 Perşembe

SATIR ARASI MIM

SATIR ARASI MIM


Bu yola girdiğimden bu yana elini benden çekmeyen,
Desteğini esirgemeyen,
İlk Mim'in kendinden geldiği gibi, 2. Mim'de de beni unutmayan,
Tertemiz ve kocaman yürekli +KurabiyeciMiss Zehra 'ya sonsuz teşekkürler.
Çok keyifli  satır arası mimine karşılık cevaplarımı yazdım bende.
Umarım beğenerek okursunuz, yapmayan her okur mimlidir :) Davete gerek yok di mi?

1. NASIL BLOG YAZMAYA BAŞLADIN?


Uzunca zamandır arkadaşlarıma önerilerde bulunuyordum.
Sonra +TINGIR MINGIR YAŞAMAK açınca bende gaza geldim.
Zaten evde eski tarz günlük tutan biri olunca, yazmak zor gelmedi.
Ama o dönem de kendimi ifade edebileceğim sanal bir alanın olması,
içimde dolup taşan beni yazmak ilaç gibi geldi desem yalan olmaz.
Önce aşkımı yazmaya başladım baktım başka bir dünya burası,
kendim oldum, ne hissettiysem, ne istediysem onu yazar hale geldim.

2. BLOGUNDA DAHA ÖNCE YAZMADIĞIN BİR TARZDA YAZACAK OLSAN BU NE OLURDU?

Bu aralar ruhsal bir gelişim sürecindeyim, spirütüel anlamda daha çok okur oldum,
ancak kendimi çok yetersiz bulduğum için uzman edasıyla yazmaktansa, yaşadıklarımı
yakın zamanda da blogumda yer vereceğim. Sorunun cevabı bu değil di mi:)
O zaman şöyle diyeyim, bebeğim olsun çok istiyorum.

İleride bir gün Rabbim nasip ederse, bebeğe dair yazmayı çok istiyorum.
Bunun için İlahi zamanlamaya güveniyorum ve geleceği günü bekliyorum:)
Ama zaten kafama göre takılıyorum gerçeği de var ki, belli bir seyri yok blogumun.
Kalbim neyse yazım öyle oluyor genelde.

3. BLOGLARDA OKUMAYI EN ÇOK SEVDİĞİN KONULAR NELERDİR?

Biz toplum olarak paylaşıma önem veren bir milletiz.
Hiç tanımadığım birinin yazdığı yazıyla hüzünlenip, sevincine ortak olup, bunu kalbimde
hissedebiliyor olmak hoşuma gidiyor.
Karşıma çıkan her canlıdan, her satırdan bir mesaj alacakmışım gibi hissediyorum ve bu sebeple ayrım neredeyse hiç yapmıyorum.

Ama kişisel gelişim, evrensel enerji, tarih konularını daha sıkı takip ediyorum.
Bazı arkadaşlar var, yaşadıklarını öylesine içten dile getiriyorlar ki acaba ne yazdılar diye
merakla takip ediyorum.

4. HAYATTA EN ÇOK YAPMAK İSTEDİĞİN ÜÇ ŞEY NEDİR?

İsteklerim o kadar çok ki, ama zamanı geldikçe gerçekleştiği için her hayalim, çok umutsuz bakmıyorum olaya. İlla ki indirgemem gerekirse sanırım şöyle olurdu;

Evlat sevgisini tatmak en büyük isteklerim arasında. Hayırlı zamanda, vatanına milletine hayrı dokunacak bir evladım olsun çok isterim. Bunun için şimdilik elimden gelen bir şey yok, bu konu yaradan katında :)

Dünya turu yapmak gibi bir hayalim var ki bunu eşimle yapmayı çok istiyorum. Ne var ki kendisi
biraz üşengeç gezme konusunda, şartlar olgunlaşırsa eğer umarım bunu da yaparım.

Kendime ait, severek çalışacağım, büyüteceğim, dünyama dahil edeceğim bir işim olsun çok istiyorum. 2017 senesi bunun için pek uygun olacak gibi duruyor. 

Şimdi gelelim ben kime topu atayım kısmına. Sevgili Zehra'nında yazdığı gibi neredeyse herkes yapmış bu mimi.
İlk başta yazdığım gibi okuyan herkes mimlidir.
Ayrıca benim bildiğim ve blogu açmama sebep olanlardan sevgili +TINGIR MINGIR YAŞAMAK seni Mimliyorum. Hem ne zamandır yoksun ortalıkta, bu vesile ile bloga sevimli bir yazı bekliyoruz senden.

Sevgiyle,
Medine,

© 2016 Her Hakkı Saklıdır

11 Ekim 2016 Salı

YOLCULUK BAŞLIYOR


EGO

Hayatın tüm karmaşasında öz benliğimizden öylesine uzaklaşıyoruz ki, mesafeyi fırsat bilen ego
gelip kuruluyor, kendi cumhuriyetini kuruyor. İşte her şey buradan sonra başlıyor.
Özünden uzaklaşıp, duygularını bastırıp, hislerine yeni yaftalar yapıştırıp, yapmacık bir kimlik ortaya çıkarıyorsun.

Yaklaşık 6-7 aydır bir değişimin parçası oldum ve mutluluğum tarif edilemez.
Daha evvel öfkelendiğim, kızdığım, küstüğüm her konuya daha derinden
bakış atar oldum. Sınavım aşağıda ki dörtlü de daha yoğun oldu.
Anladım ki, bu dörtlü ile egomu bir hayli beslemiş, büyütmüşüm.
Süreç hala devam ediyor, ancak artık karanlıkta yol almıyorum, önümü görebiliyorum,
duygularıma, hislerime odaklanabiliyorum.

Açıkçası egonun tarihçesine, kelime anlamına girmeyeceğim.
Binlerce yazı var bununla alakalı zaten.

Ben, beni yazayım, yolumda ayağıma takılan yaşları yazayım.

1) SEVGISIZLIK


Karşına hep seni ciddiye almayan, dikkate değer bulmayan,
küçümseyen insanlar çıktığını düşündüğün oluyor mu?
Ya da karşında ki insanlarla sıklıkla alay eder misin?
Taklitlerini yapıp, lakaplar takar mısın?
Bir dur ve orada düşün, farkına varmadan neyi kıskandın ya da kıskandı karşında ki?
Neden bunu yapma gereği duydu? Neden bu kadar sevgisiz?


2) DEĞERSİZLİK


Eminim etrafında sürekli kendini anlatan, yaptıklarıyla gurur duyan,
O olmasa dünya dönmekten vazgeçecek algısıyla dolaşan insanlar vardır.
Herkes ona hayrandır, herkesin en sevdiği, en değer verdiğidir.
Bir dur ve orada düşün, farkına varmadığı hangi değersizlik duygusu buna onu yaptırıyor?
Neden bu takdir edilmeye çalışma çabaları?

3)ESARET


Paraya esir olan biriyle karşılaştın mı hiç? 2000 tl maaşla çalışıp, 4000 tl lik çanta ile otobüste
ben zenginim havası yaratan biri? Mutluluğunu sadece maddiyata dayandıran bir kişi?
Ya da gördüğü her insan ile kilo, boy, zeka konusunda kendini üstün gören biri?
Ait olmadığı bir çevreye uyum sağlamak için benliğinden ödün veren biri?
Bir dur ve orada düşün, altında kalıp ezildiği duygu nedir? Nedir bu kendini kabullenememe, ya da insanlara üstün gösterme çabası? Sahip olduklarının esiri olmasına sebep ne?


4) HAKLILIK


 Her durumda ve koşulda, kendini haklı görenler var mı etrafında? Sorun ne olursa olsun, ortada bir durum varsa eğer, mutlaka taraflarda hata vardır.
Bir dur ve orada düşün, farkına varmadan neden kendini ispat etme gereksinimi duyuyor? Neden kişinin kendini haklı görme çabası?

Tüm bu sorulara kendimle yüzleştiğim anda cevap verdim.
Yukarıda ki soruların cevabını da buldum.
Tüm bunlar için  önce kendimi sevdim.
Kendimi tanıdım.
Hislerimi, duygularımı bildim.
'Ben'i keşfettim.
Özüme yolculuklar yaptım.



Hadi bir bilet kes sende kendine, başla en anlamlı seyahatine...

İyi Yolculuklar...
Sevgiyle,


© 2016 Her Hakkı Saklıdır

30 Eylül 2016 Cuma

İYİ Kİ DOĞDUN MERVE

Sene 1990, Aylardan Eylül ama son günü.
Ağabeyimle benden 2 yaş küçük kız kardeşim ile beni anne anneme yolladılar.
O zamanlar müstakil bir evde, cici bir mahallede oturuyoruz.
Sokakta ben bir çingene kızıyım tralllalllaaaaa oyunları oynadığımız, evimizin çaprazında ki bakkaldan açıkta satılan kaynana sopası (şimdinin galetası) aldığımız, tek derdimizin cino çikolatası yemek olduğu, ya da şekerli sakızın şekerini en uzun süreye taşıyarak çiğnemek olduğu, akşam ezanıyla eve dönmemiz gerektiği zamanlardan bahsediyorum.
Çocukluğum, 6 yaşı bitirişime, yediyi karşılayışıma aylar kala ki zamanlar o zamanlar...

Yolda giderken annemin samimi arkadaşını gördüm, bizi evden gönderiyorlar ama o bize geliyor.
Bir terslik var belli.
Anneannemde kalmak için bahaneler üretirken, sebepsiz bu fırsatı vermişler aslında terslik çok umrumuzda da değil. Güle oynaya gittik, pek güzel bir gün geçirdik.
Meğer sen gelmişsin Mervişim. Kocaman gözlü minik kara kaşlı, kara gözlü minik bir bebek.
Annem yapısı itibari ile kilolu olduğundan, hamile olduğunu anlamamışız bile.
Bir bebek nasıl gizlenir? O zamanlar her şey bu kadar ortada değil tabi. Şimdilerde hamile kalabilmek, sağlıkla doğurabilmek bir mucize ve nice hikayelerin ana senaryosu.

En çok ağabeyim ile annemi uykusuz bıraktın.
Daha minicikken ağu, uğu sesleri ile dedikodular yaptın.
Fatoş ve ben seni fırsat buldukça kaçırdık, hatta balkonda kucağımızdan düşürdük seni.
Şükürler olsun ki bir şey olmadı :)
Neden kucağınıza almayın dediklerini o zaman öğrendik senin kulaklarda çınlayan ağlaman sayesinde.
Büyüdün zamanla, uzun lüle saçların oldu, kendi kendine bestelediğin şarkıların, yırtılan çorabını ayağında daha 5 yaşlarındayken dikme çabaların, uyanınca kimseyi rahatsız etmeden kendi kendine oyun kurmaların....
O zamandan sanata ve müziğe olan ilgin ve el becerisi gerektiren konulara olan yatkınlığın belliydi. Biz babama yaklaşamazken sen onun başının üstüne oturabilen, en sinirli anında bile yanına gidebilen, bize nazaran daha öz güvenli, daha sevgi dolu büyüyen evlat oldun.
Bir tek annemin babamın değil, bizimde küçük kızımız oldun. Harçlıklarımızı biriktirip, okul dönüşü sana abur cubur alan ablalarız biz:)


Zamanla büyüdün, yaş aldın,hayata atıldın ama hep benim gözümde de kardeşten öte küçük kızım olarak kaldın.
Para kazanmaya başladıkça her yaşında kış ihtiyaçlarını doğum günü vesilesiyle karşılayan abla oldum, anne sorumluluğuyla.


 Sene 2016, Aylardan Eylül ama son günü. Ben bugün hayatın gerektirdiği iş temposundan yanında değilim, ama yüreğim seninle. Artık sokakta çocukların rahatça oynayamadığı, güven duymakta güçlük çektiğimiz, dijital oyunlara kurban olarak çocukların yetiştiği, iletişimi git gide kaybettiğimiz bu yılda sana vereceğim naçizane tavsiyelerim var.
32 yaşı bitirişime, 33 e girişime aylar kala olan zamandayız.

Hep dinledin beni, ara ara örnek aldın, kızdın belki zaman zaman ama doğru noktada buluşmayı becerdik nihayetinde.

İster dinle, ister oku, bu yaşın, bu zamanın hediyesi bu sana;

Hayallerinin gerçek olacağı yeni bir yılın ilk gününe hoş geldin.
Aç açabildiğin kadar kollarını ve mucizelerini kucaklamaya hazır ol.
Yaşamaya hazırlandığın gelecek 365 günün ilk gününü sevgiyle karşıla.
Ruhuna iyi bak, ona iyi davran.
Önümüzde ki günlere dair dileklerini, isteklerini sırala ve gönülden iste.
Bugün senin günün.
Sevginin mucize olduğunu bile ve onu bir anahtar olarak kabul et.
Her açılacak kapıda bu anahtarı kullan.
Çevren senin aynan unutma.
Şikayet etmeden evvel özüne odaklan ve nedenini gör.
Gözlerini aç. Kalp gözünü, gönül gözünü aç.
Gerçekler nettir, ortadadır, görünür ve saklanma gibi huyları yoktur, tabi sen görmek istediğin sürece.
Sevdiklerine zaman ayır bu yaşında ve her sene biraz daha arttır bu zamanı.
İnsana yatırım yap mesela, dost biriktir geleceğine.
Bu yaşında değişimi kabul et,
Çevrene ışık saçan, huzur veren, mutlu bir kimlik ol ve bu kimliği benimse.
Seni seven insanları sev.
Seni sevmediğini düşündüklerini daha çok sev.
Dostlarına yakın dur.
Düşman sandıklarına daha yakın dur.
Dik dur daima ama rüzgara karşı eğilmeyi de bil.
Kendi mucizeni, kendin yarat.
Belki kurumuş kalplerine sevginle su olursun, yeşertirsin gönülleri.
Kibirden arın ve evrenle bir olmayı deneyimle.
Gökten yeryüzüne düşen bir su damlası ol mesela,
Ya da bir çiçeğin dibinde ki kum tanesi.
Hiçlikten varlığa, varlıktan hiçliğe bu yolda özünle bir ol.
Hep mutlu ol, hep sevgi dolu ol, hem benim bitekim, küçük kardeşim,kızım ol.
Her gün yeniden doğduğunu bilerek, şükürle gözlerini aç evrene.
Şükret ve sevdiklerine onları ne kadar çok sevdiğini söyle öteleme.
Yeni başlayan her günde yine ve yeniden SENİ ÇOK SEVİYORUM.
İyi ki doğmuşsun...

Sevgiyle,

© 2016 Her Hakkı Saklıdır

19 Eylül 2016 Pazartesi

Ey Gidi TRABZON

Uzunca bir aradan sonra, nihayet kendime döndüm ve ilk sığınağım bloguma kavuştum.
Öncelikle hepinizin bayramını kutlarım, zira bu bayram kimse ile bayramlaşmadım :)

Bu bayram ne mi yaptım? Koca iznini alınca, iş yeri de izin verince, hayallerime yolculuk yapmaya karar verdim. Karadeniz'e ucundan bakıp geldim.
Bugün konumuz Trabzon...

Öncelikle seyahatinizden evvel plan çıkarmanız benim tavsiyelerim arasında.
Zira ben son dakika karar verdiğimden uçak biletine biraz fazla ödeme yapmış olabilirim.
Ve kalacak yer mühim. Her yerde Arap turistler var ve bir turizmci olarak, verilen hizmet ile fiyat dengesi arasında uçurum olduğunu söyleyebilirim.

Trabzon Büyükşehir ancak gelişimi tahmin ettiğim gibi değilmiş. Her şey çok bakir geldi bana.
Çocukluğuma ait neler buldum neler... Bakkallar var mesela hala, ya da doldu mu kalkan dolmuşlar,
arkadan öne uzatılan paralar, yargılamadan bakan gözler, kendi halinde insanlar, girdiğin her yerde bayramını kutlayarak karşılayan bilumum işletmeler, ve daha bi sürü şey.

Mesela denizi hırçın denir, ben pek uslu gördüm.
Hava limanı pek minik, şehirde çarpık yapılaşma çok.
Dar ve yokuşlu, yoğun ve kalabalık trafikle yaşam var.
Muhafazakar ama biraz perdesini aralamış bir şehir Trabzon.
Her yer yeşil sandım değilmiş, deniz seviyesinden yukarı çıkmak şart, doğayla buluşmak için.

Gelelim neler yaptım kısmına?

1.Gün

Merkezde bir otel de konakladım. Bayrama denk gelmem kötü oldu, daha evvelden tatil planınızı çıkarıp, tüm rezervasyonlarınızı bun göre yapabilirsiniz. İlk gün akşam uçaktan iner inmez, otele yerleştikten sonra, Uzun Sokak'ta gezindim, kafelerden birinin terasına oturup, şehri, yaşamı anlamaya çalıştım. Dar alanda büyük işler yapmaya çalışan işletmeler, yukarı doğru ilerlemeyi tercih etmiş olacaklar ki, çiğ köfteci bile 5 kat çıkmış :)

2.Gün / AYASOFYA KİLİSESİ-ATATÜRK KÖŞKÜ

Şehir Merkezini gezmeye karar verdim ve Ayasofya Kilisesine gittim. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul Fethinden sonra Anadolu'nun bütünlüğünü sağlamak amacıyla Trabzon'u Osmanlı topraklarına dahil etmiş. Ve Istanbul'a yapılan önemli eserler aynen Trabzon'a da yapılmış. Ayasofya da bunlardan birisi. Bahçesinde denize nazır kahvaltı hizmeti veriliyor. Meşhur kuymağı burada yemeniz tavsiyedir. Daha sonrasında ise Kiliseyi gezmenizi tavsiye ederim. Kilise tavanında İsa'nın doğumu, çarmıha gerilişi, Seraphim Melekleri, kıyamet günü, 12 havari resimleri bulunuyor. Arkasında ise aktif olarak ibadet edilebilen cami bulunuyor.

Bahçe içerisinde bir top ve deniz feneri bulunmakta. Vakti zamanında deniz dalgaları ile dövermiş burayı, şimdi ise ne kadar uzakta kaldığı resimlerde de aşikar.
Ayasofya Kilisesi Fener
Ayasofya Kilisesi
Buradan Atatürk Köşkü'ne geçtim. Deniz seviyesinden 350 mt yükseğe çıkmamız ile birlikte doğa bizi karşıladı. Hava serinledi, manzara mükemmelleşti. Soğuksu sırtlarında yapılan bu köşk 4 katlı bir bina, Atamız 2 kez konaklamış ancak içerisi günümüzde bile modern bir mimari ve yapıya sahip olması ile dikkat çekiyor. Atatürk vasiyetini de burada yazmış olduğundan daha da mühim. Bu köşk hariç tüm varlığını Aziz Türk Milletine armağan etmiştir.
Atatürk Köşkü
3.Gün SERA GÖLÜ-AKÇAABAT

Sera Gölü, 1950'de Vadi yamaçlarından aşırı yağış sonucu büyük kayaçlar kopmuş ve vadi tabanı tıkanmıştır ve gölün oluşumuna sebep olmuştur. Kopan parçaların izlerini ise yamaçlara baktığımızda hala görebiliyoruz. 1990 yılında ise yine yaşanılan yoğun yağıştan sonra göl değişime uğramıştır. Çalışmaları hala sürdüğü için, daha da turistik hale gelecektir muhtemelen. Üzerinde kano ile gezebeliceğiniz, etrafında ki yapılan restoranlarda keyifle vakit geçirebileceğiniz saklı heyelan göleti görülmeye değer.
Sera Gölü
Malum köftesi ile nam salmış Akçaabatta denize nazır balıkları besleyerek köftenizi yemeden gelmeyin. İlginçtir, bulgur pilavı geliyormuş restoranda önden, görünce şaşırdım.
Benim yemekle pek alakam olmadığından köfte tattım, güzel leziz ama bu yorumları gurme arkadaşlara bırakmak daha akıllıca olur sanırım.
Akçaabat
Akçaabatta köfteden ziyade, Trabzon'un ilk yerleşim birimi olarak kabul edilen Orta Mahallesi, tarihi konakları ile meşhur. Araç ile çıkmaz biraz zor, dik yamaçta kurulu olduğundan. Yukarılarda ki konaklardan birine girdik ve karşımıza Trabzon manzarasını alıp kahve molası verdik. Tabi bu arada vadide yapılan atış talimleri halkın alıştığı bir durum olsa da beni rahatsız etti.

4.Gün UZUNGÖL
Uzungöl
Daha evvel gidenlerin, yerel halkın dediği kadarıyla oldukça hor kullanılmış, zarar verilmiş bir doğa harikası. Ben yine de aşık oldum desem abartmış olmam. Ancak, hemen dibinde yapılan pansiyonlar
(ki geceliği min 500 tlden başlıyormuş), kalite yoksunu restoran ve kafeler, kebap kokusu altında kalan bir Uzungöl. Arap turistlerin çoğunluğu oluşturduğu insan selinde gezip, et kokusundan kaçarak, ileride duman olmayan bir yerlerde çam kokusunu ciğerlere çekmek yine de paha biçilemezdi.

Yine de bana sorarsanız, Karadeniz bana, ben ona çok yakıştık. Güzel bir ikili olabiliriz :)


NOT:Tek başına tatil yapmak mümkün, hayalleri ertelemeden yaşamak mümkün, huzura ermek mümkün...


Sevgiyle,
Medine,



© 2016 Her Hakkı Saklıdır